PFBoost

Köşe yazısı

50°C'lik bir bitki fabrikası

Merhaba, İmamura ben. Yeni inşa edilmiş bir bitki fabrikasında sistem testlerinden sorumlu olduğum dönemde, eve döndükten sonra soğuk terlerimin durmadığı bir gün olmuştu.

O gün eve dönerken

Sabahtan akşama kadar yeni bir ortam kontrol sistemini test ediyordum. İklimlendirme, aydınlatma, besin çözeltisi beslemesi… Her birini tek tek çalıştırıp istediğim gibi kontrol edilip edilmediğini doğruluyordum. Sıradan, ağır ilerleyen bir iş.

Her şeyin normal çalıştığını doğruladım, ertesi günden itibaren operasyonun da sorunsuz başlayacağını düşünüp içim rahat bir şekilde eve döndüm. Bir bira açtım, kızarmış tavuktan bir lokma aldım, televizyona bakıyordum. Güzel bir akşamın başlangıcıydı.

Tam o sırada bir şey aklımdan geçti.

“Yetiştirme odasının ışıklarını kapattım mı?”

Aklıma bir kez düşen bu soru artık gitmiyordu. Klima testi, besin çözeltisi testi, aydınlatma testi… Işıkları açıp test ettiğim ana kadar her şeyi net hatırlıyorum. Ama sonrasında kapatıp kapatmadığımı bir türlü çıkaramıyorum. Az önce arka planda akan televizyon sesi bir anda kulağıma gelmez oldu.

Üstünde durmamaya çalışsam da bir türlü geçmiyordu. Kızarmış tavuğu yarıda bırakıp bilgisayarı açtım. Neyse ki bu sistemde uzaktan erişim vardı.

Ekranı görünce donup kaldım

Uzaktan izleme ekranını açtığım anda ağzımdan istemsizce bir ses çıktı.

Aydınlatma: ON. Yetiştirme odası sıcaklığı: 50.0°C.

Bir an sayıların anlamı kafama girmedi. 50°C… Yetiştirme odasında, 50°C. Hayır, sensörün üst sınırı 50, demek ki gerçekte daha da yüksek olabilir. Her şey bitti… Yok, daha hiçbir şey ekili değil. Ama ekipmanlar var. Ne olursa olsun hemen kapatmam lazım.

Dış dünyadan yalıtılmış kapalı bir alanda yüksek çıkışlı LED’leri saatlerce açık bırakırsanız, o kadar ısının içeride birikmesi gayet normal. Yine de bu, benim kafamdaki “ışığı açık unutmak” ölçeğinin çok ötesindeydi. Evde salonun ışığını söndürmeyi unutmakla aynı şey değil.

Telaşla fareyi oynattım, aydınlatmayı OFF yaptım, iklimlendirme sisteminin ayar sıcaklığını en düşük değere çektim. Ekranın önüne çöktüm ve sıcaklığın düşmesini sadece dua ederek bekledim.

49°C, 48°C, 45°C… Sayının 1 derece düşmesini beklediğim her aralık, günlük hayattaki saatten tamamen farklı bir hızda geçiyordu. Avuç içimdeki ter fareye geçiyor, elimi kaydırıyordu. Biradan gelen en ufak gevşeme çoktan uçup gitmişti.

Şansım, fabrikanın henüz tam faaliyete geçmemiş olması ve içeride henüz tek bir ürün bile olmamasıydı. Eğer yetiştirme başlamış olsaydı, hepsi mahvolmuş olurdu. Ertesi sabah hiçbir şeyden habersiz işe gelen personelin, haşlanmış sebze kokusuyla karşılaşmasını düşünmek bile bugün hâlâ soğuk ter dökmeme yetiyor.

Daha sonra sıcaklık güvenli şekilde normal seviyeye indi. Ertesi sabah her zamankinden erken işe gidip tedbir için ekipmanları baştan sona kontrol ettim, ama bir anormallik yoktu.

Şimdi işten çıkmadan önce mutlaka yaptığım şey

Aydınlatmayı kapatmayı unutmak, besin çözeltisi besleme ayarını yanlış yapmak, sıcaklık ayarını hatalı girmek… Bu tür dikkatsizlikler bitki fabrikası işinde hiç de nadir değildir. Her biri tek başına bakınca sadece “ah, hata yaptım” denecek türden görünür, ama şansınız kötü giderse tüm mahsul mahvolabilir. Gerçekten korkutucu bir iş bu.

O günden beri işten çıkmadan önce kontrol listesini bir kez bile atlamadım. Aydınlatma, iklimlendirme, besin çözeltisi, kilitleme. Her maddeyi tek tek parmağımla gösterip kontrol ediyorum. Listede “50°C” yazmıyor elbette, ama bunu şimdi yazarken bile o gece ekranda duran “50.0” sayısı gözümün önüne apaçık geliyor.

Neyse ki ikinci bir 50°C olayı hâlâ yaşanmadı.

Diğer köşe yazılarını oku

Köşe yazıları listesine