Köşe yazısı
Bitki Fabrikasını Basan Böcek Ordusuyla Geçen O Uzun Gün
Japonya’daki uzun ve nemli yağmur mevsimi biter bitmez, bitki fabrikasında dışarıdan gelen böceklerle ilgili kendi düşüncemi biraz sarsan bir sabah yaşamıştım.
Gri Görünen Sabah
Yağmur mevsimi yeni bitmişti. Japonya’da bu mevsim sona erdiğinde, böceklerin bir anda topluca ortaya çıktığı günler başlar.
Arabadan indiğim an, fabrikanın çevresi gözüme her zamankinden farklı göründü. Normalde sabah ışığında sadece pirinç tarlalarını ve su kanallarını görürsünüz. O günse ortalık ince bir gri tabakayla örtülmüş gibiydi. Bir an, “Sis mi acaba, polen mi?” diye düşündüm.
Değilmiş.
Pirinç tarlalarının ve su kanallarının üstünde dolaşan şey, sivrisinek mi desem güve mi desem belli olmayan küçücük böceklerden oluşan dev bir sürüydü. Yaklaştıkça, görüş alanımdaki o ufak noktaların durmadan kıpırdadığını fark ediyordum. Arabanın kapısını kapatma sesi nedense gereğinden büyük geldi; ardından etraftaki sesler biraz uzaklaştı sanki.
“Bunların hepsi böcek mi?”
Normalde ben “bitki fabrikasında dışarıdan giren böcekler büyük bir soruna dönüşmez” diye düşünürüm. Bu sitede de, bitki fabrikaları hakkında yazdığım kitapta da bunu açıkça yazdım. Elbette hijyen yönetimi gerekir. Ama dışarıdaki böceklerin olduğu gibi içeri girip büyük meseleye dönüştüğü durumlar çok sık olmaz. Benim görüşüm buydu.
Ama o sabah gördüğüm manzara, insanın kendi görüşünü bir kenara bırakmak istemesine yetecek kadar fazlaydı.
Yükleme Kapısındaki Boşluk
İçime sinmedi, fabrikanın arka tarafına dolaştım. Su kanalına bakan yükleme girişinde küçük bir boşluk vardı. Her gün gördüğüm, normalde de “Eh, bundan bir şey çıkmaz” deyip geçtiğim bir boşluk.
Böcekler tam oradan içeri giriyordu.
Bir iki tane değil. Sayısız böcek, hiç kesilmeden o küçücük aralıktan geçiyordu. Zemine ve duvara çoktan yayılmışlardı, bir kısmı da havada uçuşuyordu. Bunu şimdi yazarken bile, o yükleme kapısının dibinde duran o gri kıpırtıyı çok net hatırlıyorum.
Tesiste henüz kimse yoktu. Yetiştirme alanına kadar yayılmadan önce bunu bir şekilde durdurmam gerekiyordu.
İlk aklıma gelen şey yapışkan tuzaklar oldu. Yeterince çok kurarsam, en azından önlerini keserim diye düşündüm. Ama sonuç beklediğimden çok daha hızlı çıktı. Tuzaklar göz açıp kapayıncaya kadar böcekle doldu, yapışkan yüzey de anında doydu.
Üstelik arkadan gelen böcekler, yapışıp kalanların üstünden gayet rahat yürüyüp geçiyordu.
Ben savunma hattı kurduğumu sanıyordum, ama gerçekte onlar için resmen yol döşüyordum. Gülünecek bir şey değil ama o kadar kusursuz aştılar ki, bir an istemeden hayran kaldım. Tabii hayran kalmanın sırası değildi.
Saate baktım, 8.30 olmuştu. Daha sabahın başıydı ama sanki bütün günün yorgunluğu omzuma çoktan binmişti. Yapışkan tuzaklar olmuyordu. Yetiştirme alanına girmeden durdurmam gerekiyordu. Böcekler, boşluk, zemin, duvar. Ne yapıp edip çekmekten başka yol yoktu.
Bunun üzerine ofisten büyük endüstriyel süpürgeyi çıkardım.
Süpürgeyle Çekmek
Böcek ordusuna karşı elektrikli süpürgenin ucunu doğrultmuş halim, dışarıdan bakana herhalde oldukça tuhaf görünüyordu. Ama ben gayet ciddiydim. Hatta o kadar ciddiydim ki, komik görünüp görünmediğimi düşünecek halim bile yoktu.
Süpürgeyi açınca zemindeki böcekler, duvara yapışan böcekler, havada dolaşan böcekler ses çıkararak içine çekilmeye başladı. Büyük süpürgenin uğultusu kulaklarımda kalıyor, hortumun titreşimi de elime vuruyordu. Ellerim terden kaydığı için tutuşumu tekrar tekrar düzeltip çekmeye devam ettim.
Yapışkan tuzaklardan açık ara daha etkiliydi. Elbette her şeyi tamamen durduramıyordu. Ama yine de içeri giren böcekleri tek tek çekiyor, zemini açıyor, duvarı açıyor, sonra yeniden girenleri tekrar çekiyordum. Sürekli aynı döngü.
Bir süre sonra diğer çalışanlar da geldi, hep birlikte müdahale ettik. Bitki fabrikası sahasında, sabahın köründe elektrikli süpürgenin bu kadar başrole çıkacağı bir gün yaşayacağımı doğrusu düşünmezdim.
Öğleden sonra dışarıdaki böcek sürüsü yavaş yavaş durulmaya başladı. Yeni gelen böceklerin sayısı da giderek azaldı. Akşamüstüne geldiğimizde giriş tamamen durmuştu.
Bu tür böceklerin ömrü kısa oluyor; büyük patlamanın yaşandığı gün içinde ölüyorlar anlaşılan. Sabah etrafı kaplayan o böcekler, akşama doğru sanki hiç olmamış gibi sessizleşmişti.
Boşlukları Gözden Kaçırmayın
O akşam hep birlikte fabrikanın içinde büyük bir temizlik yaptık. Yorgunluk epey fazlaydı ama bitkiler zarar görmemişti. Asıl içimi rahatlatan da buydu.
Benim “bitki fabrikasında dışarıdan gelen böcekler büyük bir sorun olmaz” düşüncem, özünde bugün de değişmiş değil. Ama dış ortamla iç içe olduğunuz sürece istisnalar olur. Pirinç tarlası, su kanalı, mevsim geçişi, toplu çıkış… Şartlar üst üste geldiğinde, normalde önemsemediğiniz küçücük bir boşluk bir anda büyük bir zayıf noktaya dönüşebiliyor.
Dönüş yolunda, süpürgenin içine çekilen o sayısız böceği biraz düşündüm. Kısacık ömürlerinin sonunun koca bir elektrikli süpürgeyle gelmesi de insana tuhaf geliyor.
O günden beri fabrikanın içine açılan boşluklara eskisinden çok daha fazla dikkat eder oldum. “Bu kadarı sorun çıkarmaz” dediğiniz yerleri, özellikle yağmur mevsimi bittikten sonraki sabahlarda bir kez daha kontrol etmekte fayda var. Böcekler bizim iş programımıza pek aldırmıyor.