PFBoost

Köşe yazısı

Dikey Çiftlikte Mekik Koşusu! Fiziksel Sınırlarımı Zorladığım Gün

Dikey çiftlikte çalışırken, öğrencilik yıllarından farklı bir anlamda mekik koşusunu hatırladığım bir gün oldu.

Yetişkinlerin Mekik Koşusu

Mekik koşusundan bahsedeceğim. Aklınıza ne geldiyse, o değil.

“Bip, bip, biiiip” sesini duyduğumda bugün hâlâ bacaklarım biraz irkilir. Okul döneminin kondisyon testinde yapılan, 20 metre aralıklarla çizilmiş iki paralel çizgi arasında ileri geri gidilen o şey.

Basketbol takımındaydım; mekik koşusu neredeyse her gün karşıma çıkan, canımı sıkan bir antrenman menüsüydü. Artık yetişkindim, o zorluklarla aram kesilmişti. Öyle düşündüğüm bir dönem de olmuştu hayatımda.

Oysa dikey çiftlikte, benzerine yeniden denk geldim.

Bir gün kıdemli bir çalışma arkadaşım “Bugün taşıma görevi sende. Kolay, sadece marul taşıyacaksın” dedi.

Hiçbir şey bilmeyen ben de sıradan bir şekilde başımı salladım. O an bacaklarım hâlâ kendine aitti ve düzgün çalışıyordu.

30 Metrenin Gerçeği

Hasat alanından ayıklama alanına kadar olan mesafe, tek yönde 30 metredir. Rakama bakınca o kadar da uzak görünmez.

Ama çiftliğin yapısal özelliği nedeniyle bu bölüme konveyör kurmak güçtü; taşıma işi elle yapılıyordu. Yani ben kendim insan konveyörü olacaktım. Kulağa fena gelmese de pratikte oldukça sinir bozucu bir iş.

Görevin içeriği şöyleydi:

Başta hafif koşarsam idare ederim diye düşündüm. 30 metreyi gidip dönmek; aklımda gayet basit bir iş gibi görünüyordu.

Ama yükleme, hareket, teslim, geri dön. Bunu 40 saniyede bir tekrarlayınca 30 metre aniden uzuyor. El arabamın sapını tutan avucum terliyordu, yerdeki çizgi gözümde giderek uzaklaşıyordu.

3 Saatlik Gidip-Gelme

İlk 1 saatte hâlâ kasılabilecek takatim vardı. Kendime göre fiziksel açıdan güvendiğim biri olduğumu düşünürdüm; “olur, halledeceğim” diyordum içimden. Ter içinde de olsam.

  1. saate girilince bacaklar ağırlaşmaya başlıyor. Sadece marul taşıyorum, ama neden bilmem, soluk alışım antrenmanın son bölümündeki gibi. Çiftlikten gelen sesler biraz uzaklaşıyor; el arabasının tekerleklerinin yere sürtünme sesiyse tuhaf bir netlikle kulağıma geliyor.

2,5 saati geçince limit iyice yaklaşıyor.

Artık dayanamıyorum. Ama bir sonrakini götürmezsem ayıklama ekibi duruyor. Ekip durursa saha durur. Her ne olursa, itmem lazım.

Aklımdaki tabloya kabaca bu diyebilirim. Okul döneminin mekik koşusunda bitince spor salonunun zeminine çökülebilirdi. Ama sahada ben durursam sıradaki iş durur. İşte yetişkin versiyonunun acı tarafı bu.

Çalışma arkadaşlarım beni izleyerek seslendi.

“İyisin? Yüzün bembeyaz oldu.”

“Benim de ilk yaptığımda dönüşte yerimden kalkamadım.”

“Yarınki kas ağrısına hazırlıklı olsan iyi olur.”

Teşekkür etsem de, hiç teselli edici değildi.

  1. saate girilirken kafamdan çeşitli düşünceler geçiyordu:

Şimdi yazarken bile o zamanki “bir daha mı var?” hissini biraz hatırlıyorum. Marulun suçu yok. Ama o günkü maruller biraz ağırdı.

Gözden Geçirilen İş Akışı

Sonunda bu taşıma işinin yapılış biçimi gözden geçirildi. En azından taşıma görevlisi koşmadan, yürüyerek gidip gelebilecek bir tempoya getirildi. Fedakarlığım boşa gitmemişti. Galiba.

Şakayı bir kenara bırakırsak, bu deneyimden en iyi öğrendiğim şey çalışma ortamını iyileştirmenin önemidir.

Sahada verimsiz ama zahmetli işleri “böyle zaten” diyerek kabullenmek olur. Oysa yöntemi biraz değiştirmek, çalışanın üzerindeki yükü ve verimliliği büyük ölçüde dönüştürür. İnsanın azmine dayalı bir sistemin, uzadıkça bir yerde kırılma noktası çıkacağı kesindir.

Öğrencilik yıllarımdaki kendime söylemek isterdim: Hayatta her biçimde mekik koşusu var, diye.

Bununla birlikte bugün hâlâ, çiftlikte “bip” sesi duyduğumda vücudum biraz irkilir. Koşullanmış refleks bir kez yerleşti mi, kolayca gitmiyor.

Sizin iş yerinizde de böyle bir yetişkin mekik koşusu yok mu?

Diğer köşe yazılarını oku

Köşe yazıları listesine