PFBoost

Köşe yazısı

Bir Yumruk Yedim ve Fabrikanın Zeminine Yığıldım

Bitki fabrikasında çalışmaya başladığımın 3. yılında, bir viyolün köşesi mideme saplandı ve fabrikanın zeminine yığıldım.

Her Zamanki İş

O sabah gayet zindeydi, çalar saat çalmadan önce gözlerim açıldı. Her zamankinden biraz fazla kahve içerek kendimi hazırladım; işyerine vardığımın hemen ardından her şey oldu.

  1. yıla geldiğimde viyol taşıyıp bitki yetiştirme raflarının arasında ilerlemek artık çok alışıldık bir iş hâline gelmişti. İki elimle viyolü yatay tutmak, dar koridorda olabildiğince düzgün ilerlemek. Kendi kendime epey ustalaştığımı düşünüyordum.

O gün de göğsümde viyol tutarak, bitki yetiştirme raflarının arasında hafifçe koşarak ilerliyordum. Koridor omuzu ancak 10 santimetre geçecek genişlikteydi. İki yanda raflarda bitkiler sıralanmış, LED ışığında yapraklar pırıl pırıl parlıyordu. Bitkilerin kokusu, içine biraz karışmış besin çözeltisi kokusu. Her zamanki tablo.

Aklımda şunu hesaplıyordum: “Yirmi tepsi daha, öğle molası.” İşte bu anlarda en tehlikeli oluyorsunuz.

Çarpışma Anı

Viyolün köşesi bitki yetiştirme rafına çarptı.

Donuk bir ses geldi; bir sonraki anda geri tepme, karşı köşeyi tam midemle buluşturdu. Denesen bir türlü tutturamayacağın noktaya, tertemiz saplandı. Güvenlik eğitiminde adı geçmeyen türden bir KO, viyol KO’su.

Bir an nasıl nefes alacağımı unutum. Sesler uzaklaştı, yalnızca LED’lerin beyaz ışığı tuhaf bir netlikle görünmeye devam etti. Ağrı. Nefes alamıyorum. Tepsiyi düşürdüm mü? Düşünceler kısa kısa kesiliyor, bir araya gelmiyor.

Görüşüm daraldı, yıldız gibi ışıklar çaktı çaktı. Elbette gerçek yıldız değil, tavan aydınlatması. Kafam bunu biliyor ama o anda böyle sakin açıklamalar yapmaya vaktin olmuyor.

Dizlerim çözülene kadar geçen birkaç saniye tuhaf biçimde uzun geldi. Vücudum zaten yere doğru gidiyordu ama kafamın bir köşesinde: “Keşke viyolü düşürmemiş olsam.” Meslekten biri olarak bu bir erdem mi, yoksa yargı gücüm zaten körelmiş miydi? Hâlâ tam bilemiyorum.

Yerden Kalkmak

Gözlerimi açtığımda hijyenik iş kıyafetiyle soğuk beton zeminde yatıyordum. Alnımda soğuk ter, bacaklarım titriyor. Etrafta kimsenin olmayışı tek teselliydi. O halimde bir iş arkadaşım görseydi, bir süre fabrikada dilden düşmezdim.

Bir süre sonra zor bela ayağa kalktım. Elim duvarda sürünerek ofise doğru yürüyüşüm oldukça sallantılıydı. Bitki fabrikasının deneyimli ustası sayılan biri, bir viyole yenilmiş duvara tutunarak yürüyor. Kendim düşününce bile oldukça acıklı bir manzara.

Ofisteki koltuğa uzanırken iş arkadaşım endişeli bir yüzle yanıma geldi.

“İyi misin? Yüzün sararmış.”

Dürüstçe anlatmak biraz gururuma dokunacaktı; “Viyolle kıyasıya bir kapışma yaptım” dedim. Kapışmaktan çok tek taraflı bir mideme sapma sahnesi aslında, ama yine de.

Alışıldık İşlerde Asla

O günden yıllar geçmesine rağmen, bitki yetiştirme raflarının arasından geçerken midem hâlâ biraz tetiklenmiş kalıyor. Gerçekten acımıyor ama bedenim hatırlıyor gibi bir his var.

Bir işe ne kadar alışmış olursan ol, dikkatsizlik olmaz. Dar bir koridorda viyol taşımak. Yazınca sıradan bir iş görünür ama açıyı, hızı ve mesafeyi biraz yanlış hesaplarsan, insan gayet rahat yere yığılır.

Herkes, alıştığı işlerde tam tersine dikkatini toplamalı. Eğer bir gün fabrikada iş arkadaşınızı yerde görecek olursanız, önce durumunu kontrol edin; ama kafanızın bir köşesine viyolün vaftizi ihtimalini de not edin.

Ben bugün hâlâ viyol tutup rafların arasından geçerken, farkında olmadan midemimi koruyan bir duruşa giriyorum.

Diğer köşe yazılarını oku

Köşe yazıları listesine