Sektör gelişmeleri

Agrivoltaik sistemlerde bir arada yaşamı belirleyen, şebeke satış fiyatından önce bitkinin ışığıdır

Güneş ışığı altında büyüyen yapraklı sebzeler

2026-06-09

Agrivoltaik iş planları çoğunlukla enerji üretimi tarafındaki rakamlarla dolmaya başlar. FIT birim fiyatı, taşıyıcı sistem tahmini, sübvansiyon tavanı. Hesap makinesini ne kadar çok çalıştırsanız, plan o kadar sağlam görünür. Ama bu sağlam görüntünün altında bir sıralama tuzağı yatar. Önce karar verilmesi gereken şey, elektrik satış koşulları değildir.

Bir arada yaşayıp yaşayamayacağı gölgeleme oranıyla değil, bitkinin ışık miktarıyla belirlenir

İş planı tablosunda yalnızca bitki hanesi sona kadar boş kalır. Agrivoltaik iş planlarında sıkça rastlanan bir kurgudur bu. Tarım arazisine güneş panelleri yerleştirip enerji üretimi ile tarımı birlikte yürütürsünüz. Çoğu proje bu süreçte önce FIT birim fiyatından ve sübvansiyondan getiriyi hesaplar, bitkiyi ise boş bir haneyi doldurur gibi en sona bırakır: “Peki, bu araziye ne ekeceğiz?” Bu sırayla yürüyen projeler de vardır. Yine de bu sıralama içime sinmiyor.

Ben on yılı aşkın süredir yapay aydınlatmalı bitki fabrikasında (PFAL) ışık ortamıyla uğraşıyorum. Bitkinin ne kadar ışığa ihtiyaç duyduğunu, bu ışık yetersiz kalınca nasıl çöktüğünü o deneyimle iliklerime kadar öğrendim. Agrivoltaik sistemi bizzat işletmiş değilim, ama ışık tarafından bakınca takıldığım noktalar var. Aynı panel düzeniyle yapraklı sebzeler gayet güzel yetişirken, ışığa aç bir bitki olan domates “gölgede büyüme bozukluğuna” kolayca kayar. Buna karşın işin olur-olmaz açıklaması “gölgeleme oranı yüzde kaç” sorusunda takılıp kalıyorsa, o bitkinin aslında ne kadar ışığa ihtiyaç duyduğu gibi asıl mesele gözden kaçar.

Işığa aç bir bitkinin gölgede çökmesi bir sıralama sorunudur. Gölgeleme oranı yalnızca “panellerin ışığın ne kadarını alıp götürdüğünü” gösterir; bu, “bitkinin ne kadarına ihtiyaç duyduğundan” ayrı bir şeydir. Domateste olduğu gibi daha fazla ışık daha fazla verim demekse, eksilen her birim doğrudan büyümeyi etkiler. Yapraklı sebzelerin büyümesi düşük ışıkta zaten tavana vurur; dolayısıyla biraz ışığın eksilmesi onlara zarar vermez. Öyleyse doğrusu, önce bitki bazında gereken ışık miktarının karşılanıp karşılanamayacağını belirlemek, oradan taşıyıcıyı yükselterek, sıra aralığını açarak, panel sayısını azaltarak tasarımı tersine hesaplamaktır. FIT birim fiyatından başlarsanız “ışık yeterli mi?” diye sorulan bu ilk kapıyı atlar, işin olur-olmazını yalnızca eksilen tarafı gösteren gölgeleme oranı rakamıyla ölçersiniz. Yapraklı sebzelerde tutturup ışık gereksinimi yüksek bitkilerde yanılmanızın nedeni budur.

Bununla birlikte, burada her şeyi “gölgeleme = eksi” diye toplulaştırırsanız öteki tarafı kaçırırsınız. Işığın her bitki için bir “doyma noktası” vardır ve bunu aşan miktar artık fotosentezde kullanılmaz. Bitki fizyolojisinde ders kitabı düzeyinde bir kural olarak belirtmek gerekirse, marul ve çileğin ışık doyma noktası yaklaşık 500 μmol/m²/s civarında, domates ve biber gibi bitkilerde bile 700-900 μmol/m²/s civarındadır. Öte yandan yaz ortasında öğlen saatlerindeki doğrudan güneş ışığı 2.000 μmol/m²/s’yi aşabilir. Yani pek çok sebze için yaz güneşi “fazla”dır. Artan ışık yalnızca boşa gitmekle kalmaz; kloroplastlara zarar veren fotoinhibisyon, yaprak ve meyvelerin yandığı yaprak yanığı ile güneş yanığı ve buna eşlik eden sıcaklık stresine yol açar. Burada panel altındaki yaklaşık yüzde 20-30’luk gölgeleme, fazla ışığı doyma noktasına yakın, tam kıvamında bir aralığa çeker. Gölgelemenin “kayıp” olmaktan çıkıp “denetim aracına” dönüştüğü an işte budur. Yani gölgelemenin iki ayrı yüzü vardır. Işığı doyma noktasının altına düşüren tarafa kayarsa her şey çöker; fazla ışığı kırpan tarafa işlerse tam tersine kazanca döner. Hangi tarafa döneceğini gölgeleme oranının büyüklüğü değil, bitkinin doyma noktası ile o araziye düşen ışık miktarı arasındaki ilişki belirler.

Bu iki yüz, kâğıt üstünde kalan bir kuram değildir. Iowa State Üniversitesi, ABD Enerji Bakanlığı’nın finansmanıyla 10 akrelık, 1,3 megavatlık ticari bir güneş çiftliğinin altına bitki ekerek iki sezonluk bir saha denemesi yürüttü (bkz. 7). Brokoli, biber, yaz kabağı, çilek, ahududu gibi sıradan sebze ve meyveler panel altında sorunsuz yetişti; yaz kabağı panel altında istikrarlı biçimde daha yüksek verim verdi, biberde verim farkı neredeyse çıkmadı, üstelik güneş yanığı zararı azaldı. Panel altında hava ve toprak sıcaklığı 1-2°C daha düşük seyretti, ikinci yılda işgücü girdisi birinci yıla göre yüzde 28 azaldı. Dahası özel makine gerekmedi, standart tarım makineleri olduğu gibi kullanıldı ve ölçekten ödün verilmeden yürütüldü. Asıl dikkat çekmek istediğim, panel altında yetişen bu bitkilerin kendisi. Doyma noktası 700-900 μmol olan biber, az önce “ışık gereksinimi yüksek” tarafa koyduğum domatesle aynı kümede. Yine de panel altında güneş yanığı azalarak yetişti. Demek ki ışık gereksinimi yüksek her bitki gölgede çökmüyor; fazla ışık alan bitkiler için gölgeleme, güneş yanığını baskılayan bir denetim aracına dönüşüyor. İşte bu ayrımı yapabilmek, olur ile olmazı birbirinden ayırır.

İzin verilebilir üst sınır, bitkiden bitkiye büyük farklılık gösterir. Seralar için yapılan model tahminleri bunu somut biçimde ortaya koyar. Bu tahminler, açık alan taşıyıcı düzeneklerini değil, çatısına panel entegre edilmiş iklim kontrollü seralar için yapılmıştır; ancak PVR, yani panellerin izdüşüm alanının sera taban alanına oranı (gölgeleme oranına yakın bir gösterge), yüzde 25 veya altında kalırsa domates ve salatalık gibi ışığa aç bitkiler dahil verim düşüşünün yüzde 25’in altında tutulabileceği tahmin edilmektedir (bkz. 1). Tersine, baştan az ışık isteyen süs çiçeklerinde PVR 100, yani çatı tamamen kaplı olsa bile yürüyebilecek bir hareket alanı kalır. Aynı “ne kadar yükleyelim?” sorusunda izin verilebilir üst sınırı belirleyen yine bitkinin kendisidir. Ancak bu bir sera tahminidir. Açık alan taşıyıcılarında panel altındaki ışık dağılımı, taşıyıcı yüksekliğine ve sıra aralığına göre değiştiğinden, aynı PVR değeri olduğu gibi açık alana aktarılamaz. Rakamların kendisinden çok “tavanı bitkinin ışık gereksinimi belirler” yönünü almak daha güvenlidir.

Işığı kış baz alarak değerlendirin ve kabul edilebilir gölgelemeyi tersine hesaplayın

Ölçüyü kışa göre kurarsanız, daha önce görünmeyen eksikler ortaya çıkar. Burada devreye DLI girer: bir bitkinin gün boyunca aldığı ışığın toplam miktarı. Aynı gölgeleme oranında yazın DLI fazlasıyla yeterken, kışın aynı düzen bir anda yetersiz kalır. Dolayısıyla işin yürüyüp yürümeyeceğini yıllık ortalamayla değerlendirirseniz, hesabı yeterli yaz tarafı çeker ve kış eksikliği gözden kaçar. Sabit taşıyıcıyla yıl boyu aynı düzende kalıyorsanız, kışı kaldıracak panel yoğunluğuna göre planlamak sizi daha az yanıltır. Tersinden söylersek, yazın biraz elektrik kaçırmayı göze alıp kışın büyümenin çökmemesini öne almaktır bu tercih. Üstüne bir de baştan az ışık isteyen yarı gölge bitkileri seçerseniz, kış gölgesine dayanma payınız genişler ve sabit taşıyıcıyla anlaşmanız kolaylaşır.

Zayıf kış ışığı altında tek bir marul bitkisi

Az önceki doyma noktasını hatırlarsanız, gölgelemenin anlamı mevsime göre tersine döner. Yaz ortasında ışık doyma noktasını aşacak kadar fazladır, dolayısıyla gölgeleme güneş yanığını baskılayan bir denetim olarak işler. Ama aynı sabit taşıyıcıyla kışa girildiğinde zaten az olan ışık iyice kısılır; bu kez eksiklik tarafına kayılır ve her şey çöker. Aynı panel düzeni yazın denetim, kışın eksiklik olarak tam zıt yönde çalışır. Bu yüzden tasarım, ışığın en kıt olduğu mevsimi (çoğu bölgede kış) ölçü alır ve “o mevsimde bile bitkinin ihtiyacı karşılanıyor mu?” diye sorar. Bu, bölgeye göre de değişir. Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi güneş ışığının aşırı bol olup tarımın darboğazına dönüştüğü yerlerde gölgeleme yıl boyu “yarar” tarafına yatar; fazla güneşin bir kısmı elektriğe çevrilirken kalanıyla sebze yetiştirme düzeni kolayca oturur. Kışı sert geçen bölgelerde ise, aynı agrivoltaik sistem bile olsa başlangıç koşulları farklıdır.

Peki bitkiden bitkiye neden bu kadar fark çıkar? Yetiştirme denemeleri bunun dayanağıdır. Yapraklı sebzenin büyümesinin belirli bir düzeye kadar ışık arttıkça ilerlediğini, ama oldukça düşük ışıkta da gereken kadarını karşılayabildiğini gösteren raporlar var (bkz. 2). Bu yüzden biraz ışığın eksilmesi pek bir şey değiştirmez. Domates gibi bol ışığı sonuna kadar kullanan bitkilerden farkı buradan gelir. Bir bitkinin ne kadar gölgelemeye dayanabileceği türden türe değişir; bu bir izlenim değil, büyümedeki bu tür tepki farklarıyla kanıtlanmış bir gerçektir.

Tarımın zararını üretim geliriyle kapatmak sürdürülebilir değildir

Buraya kadar “bitki yetişir mi?” sorusunu ele aldık. Ama gerçekten bir iş olarak sürebilir mi, o ayrı bir kapıdır. “Sübvansiyon ve FIT birim fiyatıyla getiri çıktı, biz de girdik” diye başlandığında tarım tarafı sağlıklı yürümeye devam eder mi?

Üzerinde bozuk para ve sebze bulunan bir terazi

Getiriyi önce enerji üretiminden ve sübvansiyondan çıkardığınızda, tarım kâra geçmemiş olsa bile bütün tablo yürüyormuş gibi görünür. Tuzak da burada. Paranın içeri girmesi kâr yapısını olduğu gibi bırakır; bu, sektör araştırmalarının rakamlarında da kendini gösterir. Agrivoltaik sisteme yakın olan iklim kontrollü sera ve kombine tiplerde, en güncel araştırmaya göre işletmecilerin yüzde 70’inden fazlası kârlı ya da başa baş noktada; iklim kontrollü seralarda kârlı olanlar yarıyı geçiyor. Buna karşın yapay aydınlatmalı bitki fabrikası (PFAL) yaklaşık yüzde 50’de kalıyor, kârlı ve başa baş olanlar genelde yüzde 64’te (bkz. 3). Sübvansiyon aktarıldıktan sonra bile tipe göre kârlılık farkı sürüyor; rakamların söylediği şu: tesis sayısı artmış olsa da her birinin kendi ayağı üstünde durup sürmesi ayrı bir meseledir. Tarımın zararını enerji geliriyle kapatmaya bel bağlarsanız, tarım farkında olmadan bir kabuğa dönüşür; FIT birim fiyatı düştüğünde ya da sübvansiyon kesildiğinde bir anda çöker. Sıralama şöyle olmalı: önce tarım tarafının sübvansiyon olmadan da süreceği koşulları sağlayın, enerji üretimini bunun üstüne ek olarak koyun. Tıpkı ışık tasarımındaki gibi: önce geçilmesi gereken kapıyı geçin, getiriyi sonra ekleyin. Bu yön sizi daha az yanıltır.

Kârlılığı ne belirler? Piyasada ne kadara satılacağı (piyasa fiyatı) ile ne kadar hasat edileceği (verim) baskın etkendir; önce bu ikisinin çarpımı ağır basar. Nitekim yapısal kırılganlığı inceleyen bir araştırma, fiyatta ya da verimde yüzde 30’luk bir düşüşün bile kârlılığı kolayca yerle bir edebileceğini gösteriyor (bkz. 4). Bunun üstüne hangi ölçekte çalışıldığı (inşaat maliyeti), enerji birim fiyatı, işgücü maliyeti, konum, ticaretin ve sözleşmelerin sürekliliği biniyor. Aynı araştırma, inşaat maliyetine ölçek ekonomisinin işlediğini ve ölçek iyice büyüdüğünde, örneğin yüz katına çıktığında, birim inşaat maliyetinin yaklaşık yarıya inebileceğini tahmin ediyor (bkz. 4). Ama bu yalnızca “inşa ederken” geçerli; her gün tüketilen işletme elektriği gibi kalemlerde aynı şekilde işlemiyor. Bu yüzden yalnızca ölçeği büyütmek ya da maliyet kısmak çoğu zaman yetmiyor. Ne üretileceği (piyasa fiyatı) ve ne kadar hasat edileceği (verim) önce oturmadıkça, ölçek tek başına kârlılığa yetmez.

Bitki fabrikasında kendi kendine tüketim de tesisin elektrik ihtiyacından tersine hesaplanır

Bundan ayrı olarak, son zamanlarda sıkça duyduğum bir konu var: bitki fabrikasının çatısına ya da arazisine güneş paneli kurup o elektriği kendi tüketimine ayırmak. Sattığınız değil kendi kullandığınız elektrik olduğundan, sıralama yine değişiyor. Burada da önce geçilmesi gereken bir kapı var ve kurulum biçimini oradan geriye doğru hesaplamak gerekiyor.

LED aydınlatma altında büyüyen marulların yetiştirme alanı

Kendi tüketimde sıralama daha da net çıkar. Yapay aydınlatmalı bitki fabrikasında elektrik maliyetinin toplam üretim maliyetinin yaklaşık yüzde 20-40’ını tuttuğuna ve tesisin kullandığı elektriğin yaklaşık yüzde 60-80’inden fazlasının (asıl kaynakta yaklaşık yüzde 60-85) aydınlatmaya gittiğine dair raporlar var; bu yüzden en büyük darboğaz elektriğin kendisi oluyor (bkz. 5). Dolayısıyla “üretebiliyoruz, o hâlde kuralım” demek yerine, önce tesisinizin gün içinde ne kadar elektrik kullandığını, kendi tüketim payını, alış birim fiyatını ve sözleşme gücünü oturtun. Oradan “gün içinde tüketebildiğiniz kadarını koyun” diyerek panel sayısını geriye doğru hesaplamak doğru yoldur. Bunu atlarsanız, gün içinde tüketemediğiniz fazla elektrik satışa döner ve birim fiyatı düşer; sözleşme gücüyle dengesi bozulunca elektrik faturanız umduğunuz kadar inmeyebilir. Buradaki yön, ışıkta “önce bitkinin ihtiyacını karşılayın” dediğimle birebir aynı. Tesisin ihtiyaç duyduğu elektriği öne koyun, paneli o çerçeveye sığdırın. Çatıya kurarsanız çatı alanı üst sınırınız olur; bitişik arsaya kurarsanız panel yönünde (azimut) ve ölçekte esneklik kazanırsınız, ama koşul iki durumda da aynı: yalnızca gün içi kendi tüketiminize sığacak kadar.

Burada bir uyarı var: yapay aydınlatmalı bitki fabrikasında elektrik “en büyük gider”ken, açık alandaki agrivoltaik sistemde üretilen elektrik satış geliri tarafına, yani kazandıran tarafa geçer. “Elektrik” aynı kelime olsa da işareti ters döner; bu yüzden PFAL’daki kendi tüketim mantığını agrivoltaik sistemin gelir yapısına olduğu gibi taşırsanız, sağlıklı “elektrikle kazanmak” yapısını sağlıksız “elektrikle açık kapatmak” yapısıyla karıştırırsınız. Bu bölümde ele alınan, yalnızca kendi elektriğini tüketen bitki fabrikası modelidir.

Sürdürülemeyen projelerde bitki sonradan belirlenir

Buraya kadarki sıralamayı başarısızlık belirtilerine uygulamadan önce iki çekince koyayım. Birincisi, burada konuştuğum “bir arada yaşam”, tarımı gerçekten sürdürme niyetiyle kurulan karma girişimlerle sınırlı. Araziye yalnızca kâğıt üstünde bitki koyup pratikte elektriğin tümünü satan tip baştan ayrı bir konudur; anlattığım sıralama o tipe uymaz. İkincisi, bitki bazındaki ışık gereksinimi, taşıyıcı tasarımı ve elektrik sözleşmesi gibi konularda sonuçta tarım danışmanlarına, elektrik ve belediye kurumlarına başvurmak gerekir; buradaki çerçeve “kendi başıma nereye kadar değerlendirebilirim?” sorusuna yönelik.

Buradan hareketle, “bir arada yürüyor gibi görünen ama tarım tarafı aslında sürmeyen” projelerde erken aşamada hangi belirtiler çıkar? Buraya kadarki sıralamayı (ışık -> kârlılık -> getiri) ters çevirirseniz, belirtiler çoğunlukla “bitkinin sonradan belirlenmesinin” kendisinde görünür. Bunu iş planının kurgusundan anlarsınız. Elektrik satışı ve sübvansiyondan gelen getiri rakamları önce dolar; asıl mesele olan bitki hanesi ise sona kadar boş kalır. Taşıyıcı yüksekliği ve elektrik sözleşmesi çoktan sabitlenmişken yetiştirme sorumlusuna “Burada ne yetişir?” diye sorulur. Sıra tersine dönmüştür. Tasarım çizimlerinde de belirti çıkar: hasat koridorlarındaki yürüme yolları bile karardığı için aydınlatması yetersiz kalan bir yerleşim ya da bütçesi tarımın zararını enerji geliriyle kapatmaya dayanan bir kurgu. Bu, tarımın bir ek değil, açığı kapatan bir tıkaç olarak görüldüğünün işaretidir. Proje işledikten sonra da birinci yılda beklenen verimin çıkmaması, bitki değişikliklerinin art arda gelmesi, yetiştirmenin savsaklanmaya başlaması; bunların hepsi erken bir alarm olabilir. Tersine, kış DLI’si esas alınarak bitki önceden belirlenmişse ve tarım sübvansiyonsuz da kâr çıkarabiliyorsa, görüntü sade bile olsa bir arada yaşamın özü oradadır. Erken aşamada bakılması gereken, getirinin büyüklüğü değil, bitkinin ve kârlılığın “önce” belirlenip belirlenmediği; yani sıralamadır.

“Teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun kârlılığı bitkinin kendisi belirler” gerçeğini en uç örnekle gösteren ürün tahıldır. Buğday gibi temel gıda tahıllarını kapalı bir dikey çiftlikte yetiştirmenin, bugünkü elektrik ve donanım maliyetleriyle ekonomik olarak ayakta duramayacağını ortaya koyan bir analiz var (bkz. 6). Işığı ve donanımı ne kadar üst düzeye taşırsanız taşıyın, “ne üretildiği” ile kârlılık tarafında peşinen kapanmış bir alan kalıyor. İşte bu yüzden “önce bitkiyi ve kârlılığı koy” sıralaması işe yarar.

İlk hamle, getiriden önce bitkiyi yerleştirmektir

Önünüzde aday bir arazi varken atacağınız ilk hamle, getiri tahmini değil, tek bir bitkiye karar vermektir. Aday bitkiyi belirledikten sonra, o bitki için ışığın en kıt olduğu mevsimde (çoğu bölgede kış) gereken DLI’yi ilk rakam olarak koyun. Ardından o araziye kışın gerçekte düşen ışık miktarına bakıp, bitkinin gereksinimini karşılarken izin verilebilen gölgeleme oranı tavanını çıkarın. Bu noktada hasat sıklığını ve çalışanların yürüme yollarını da aynı bitki çıkış noktasıyla birlikte belirleyin: hasat koridorları fazla mı kararıyor, koridora insan ve el girebiliyor mu? Ancak bundan sonra taşıyıcının ne kadar yükseltileceği, sıra aralığının ne kadar açılacağı, kaç panel kurulacağı kararlaşır. Elektrik sözleşmesi ve getiri bunların ardından gelir. Bitki fabrikasında kendi tüketim söz konusuysa, bitkinin yerine “tesisin gün içinde kullandığı elektriği” öne koyun. Kısacası, iş planı tablonuzun en üst satırını getiri değil, “bitkinin ihtiyaç duyduğu ışık miktarı ya da tesisin ihtiyaç duyduğu elektrik miktarı” yapın. Yapmanız gereken yalnızca bu; ama bu tek satırı değiştirmek, buraya kadar gördüğümüz sıralamayı kendiliğinden doğru yöne çevirir.

Bitki Fabrikanızın Kârlılığını Artıracak 172 İpucu

453 sayfa, 19 bölüm, 172 konu. Bitki fabrikalarında 10 yılı aşkın saha deneyiminden doğan pratik saha bilgisi derlemesi. Başka yerde bulamayacağınız, bitki fabrikalarına dair "saha düzeyi bilgiyi" bir araya getirir.

Ayrıntıları gör

Ücretsiz araçlar

参考文献

  1. Marco Cossu, Akira Yano, Stefania Solinas, Paola A. Deligios, Maria Teresa Tiloca, Andrea Cossu, Luigi Ledda(2020) Agricultural sustainability estimation of the European photovoltaic greenhouses. European Journal of Agronomy. https://doi.org/10.1016/j.eja.2020.126074
  2. Giuseppina Pennisi, Alessandro Pistillo, Francesco Orsini, Antonio Cellini, Francesco Spinelli, Silvana Nicola, J.A. Fernández, Andrea Crepaldi, Giorgio Gianquinto, L.F.M. Marcelis(2020) Optimal light intensity for sustainable water and energy use in indoor cultivation of lettuce and basil under red and blue LEDs. Scientia Horticulturae. https://doi.org/10.1016/j.scienta.2020.109508
  3. 一般社団法人日本施設園芸協会(農林水産省委託事業)(2026) 大規模施設園芸・植物工場 実態調査・事例調査(別冊1) 令和8年3月版(令和7年度=2025年度データ). 大規模施設園芸・植物工場 実態調査
続きを表示 (4) ▾
  1. Yunfei Zhuang, Na Lü, Shigeharu Shimamura, Atsushi Maruyama, Masao Kikuchi, Michiko Takagaki(2022) Economies of scale in constructing plant factories with artificial lighting and the economic viability of crop production. Frontiers in Plant Science. https://doi.org/10.3389/fpls.2022.992194
  2. Elias Kaiser, Paul Kusuma, Silvère Vialet‐Chabrand, Kevin M. Folta, Ying Liu, Hendrik Poorter, Nik Woning, Samikshya Shrestha, Aitor Ciarreta, Jordan van Brenk, Margarethe Karpe, Yongran Ji, Stephan David, Cristina Zepeda, Xin-Guang Zhu, Katharina Huntenburg, Julian C. Verdonk, Ernst J. Woltering, Paul P. G. Gauthier, Sarah Courbier, Gail Taylor, L.F.M. Marcelis(2024) Vertical farming goes dynamic: optimizing resource use efficiency, product quality, and energy costs. Frontiers in Science. https://doi.org/10.3389/fsci.2024.1411259
  3. Senthold Asseng, Jose Rafael Guarin, Mahadev Raman, Oscar Monje, Gregory Kiss, Dickson D. Despommier, Forrest M. Meggers, Paul P. G. Gauthier(2020) Wheat yield potential in controlled-environment vertical farms. Proceedings of the National Academy of Sciences. https://doi.org/10.1073/pnas.2002655117
  4. Hortidaily(2026) The future of farming may be shaded(アイオワ州立大学による2シーズン実証の報道). Hortidaily. https://www.hortidaily.com/article/9832079/the-future-of-farming-may-be-shaded/